ANTALYA
DİŞ HEKİMLERİ ODASI
 
TÜRK BORÇLAR KANUNU VE TÜRK TİCARET KANUNU'NDAKİ DEĞİŞİKLİKLERE İLİŞKİN SIK SORULAN SORULAR

TÜRK BORÇLAR KANUNU VE TÜRK TİCARET KANUNU'NDAKİ DEĞİŞİKLİKLERE İLİŞKİN SIK SORULAN SORULAR VE CEVAPLARI

1. Yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda Dişhekimlerinin hukuki sorumluluğunu etkileyen ne gibi değişiklikler yapılmıştır?
Yargıtay, hasta ile hekim arasındaki ilişkiyi Türk Borçlar Kanunu’nda (TBK) düzenlenmiş olan sözleşme tiplerine göre nitelendirmektedir. Dişhekimlerince yapılan protez, implant, dolgu gibi girişimleri ise öteden beri eser sözleşmesi hükümleri kapsamında değerlendirmektedir.

TBK'nın eser sözleşmesinde yüklenicinin sorumluluğunu düzenleyen 471. maddesine, eski hükümden farklı olarak "Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alandaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı esas alınır." fıkrası eklenmiştir. Kanunun gerekçesinde, böylelikle yükleniciden beklenen özen yükümlülüğünün tespit edilmesine objektif bir kriter getirilmesinin amaçlandığı belirtilmiştir.

Bu değişikliğin sonucunda, hasta memnuniyetsizliği oluştuğu durumlarda dişhekiminin sorumluluğunun kapsamı belirlenirken, benzer bir alanda hizmet vermekte olan başka hekimlerin mesleki ve teknik kurallara uygun davranışı dikkate alınarak hukukilik denetimi yapılacaktır. Esasen değişiklikten önce Kanun'da yer almayan bu ölçüte, son yıllarda Yargıtay'ın konuya ilişkin içtihatlarında vurgu yapılmaktaydı. Umuyoruz ki bu yönde bir ibarenin Kanun'da açıkça düzenlenmesi, hekimin sorumluluğunun, mesleki ve teknik dayanakları içerecek şekilde, daha objektif bir şekilde değerlendirilip, belirlenmesine katkı yapabilir.

2. Bu değişiklik Dişhekimlerinin hukuki sorumluluğunun doğru tespit edilmesi açısından yeterli midir?
Diş protezi, implant, dolgu gibi tıbbi girişimlerde kusur tespiti yapılırken mesleki ve teknik ölçütlere göre karar verilmesi yönünde açık bir hükmün TBK'ya eklenmesi sorumluluğun tespitinde pozitif katkı sağlayabilecektir. Ancak getirilen bu yeni düzenlemenin, uygulamada karşılaşılan sorunları ortadan kaldırmak için yeterli olmadığı düşüncesindeyiz.

Nitekim doktrinde de tedavi sonucunun garanti edilememesi, hekimin mesleki bağımsızlığı içerisinde tedaviyi sürdürmesi, muayene yükümlülüğünün uygulanamayacak olması gerekçeleriyle hasta ile hekim arasındaki hukuki ilişkinin eser sözleşmesi olarak nitelendirilemeyeceği ifade edilmektedir.

Dişhekimleri tarafından uygulanan protez, implant, dolgu gibi işlemler birer tıbbi müdahaledir ve diğer tıbbi müdahalelerde görülen komplikasyonların risklerini taşımaktadır. Hekimin canlı bir doku üzerinde çalışması, tedaviye hastanın kusuru, diğer sağlık sorunları gibi bir dizi etmenin dahil olması tıbbi girişimden beklenen yararın elde edilememesine neden olabilmektedir.

Üstelik Yargıtay'ın eser sözleşmesi kabul ettiği diş protezi, dolgu, implant gibi işlemlerin büyük bölümü güzelleştirme amacından ötede, dişlerdeki işlevsel sorunların giderilmesi veya hastaların beslenme, konuşma gibi ihtiyaçlarında dişlerini gereği gibi kullanabilmesi amacı taşımaktadır. 

Bu nedenle, bu girişimlerin yapılmasına ilişkin sözleşmelerin de vekalet sözleşmesi kapsamında değerlendirilmesi ve bu hükümlere tabi olması hem işin niteliği, hem de hekim sorumluluğunun belirlenmesi açısından daha isabetli olacaktır. Umuyoruz ki, ileriki dönemlerde yapılan düzenlemeler ve oluşturulan Yargıtay içtihadı bu yönde gelişir.


3. Diş protezi, dolgu, implant gibi müdahaleler dışında kalan tıbbi girişimlere ilişkin sorumluluk esaslarında özel bir değişiklik yapılmış mıdır?
Diş protezi, dolgu, implant gibi müdahaleler dışında kalan tıbbi girişimler öteden beri Vekalet Sözleşmesi hükümleri kapsamında değerlendirilmektedir. Vekalet Sözleşmesine ilişkin hükme de eser sözleşmesine paralel bir hüküm eklenmiştir. Buna göre, "vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır" (TBK, m 506). Kanun gerekçesinde, eser sözleşmesine benzer bir şekilde, vekilin sorumluluğunun belirlenmesine objektif bir kriter getirmenin amaçlandığı açıklanmıştır. Eser sözleşmesi hükümlerinden farklı olarak, eklenen bu fıkrada mesleki ve teknik kurallara yer verilmemiştir.

Ancak amaçsal olarak bu hüküm hekim sorumluluğunun belirlenmesi açısından tıp kurallarının ışığında hareket edilmesi gerektiği yönünde yorumlanmalıdır. Buna göre özen yükümlülüğünü ihlal ettiği iddia edilen hekimin sorumluluk derecesi belirlenirken, eser sözleşmesinde olduğu gibi, vekalet ilişkilerinde de mesleki ve teknik kurallar ışığında bir tespit yapılacaktır.

4. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda şirketlerle ilgili de birçok yeni hüküm mevcuttur. Bu değişikliklerin Polikliniklerin ve/veya tıp merkezlerinin kuruluş koşullarını etkileyen bir yönü var mıdır ?
TTK ile getirilen en büyük değişikliklerden biri, anonim ve limited şirketlerin kurucu ortak sayısının bire düşürülmesi olmuştur. Bununla beraber, artık tek pay sahipli anonim şirket ve tek ortaklı limited şirket kurulabilecektir. Mevcut şirketler ise, bir ana sözleşme değişikliği ile tek kişiliğe dönüştürülebilir. Herhangi bir sebeple bir anonim şirketin tek pay sahibi ve bir limited şirketin tek ortağı olan gerçek veya tüzel kişinin, 1 Temmuz 2013 tarihinden itibaren 15 gün içinde, bu sıfatını, adını, adresini, vatandaşlığını, anonim şirketlerde yönetim kuruluna, limited şirketlerde ise müdüre veya müdürlere noter aracılığıyla bildirmesi gerektirmektedir.

Bu değişiklik, tıp merkezi ve poliklinik açmak isteyen Dişhekimleri açısından önem taşımaktadır. Bununla beraber, yeni hükmün şu anda yürürlükte olan ve bu konuda düzenlemeler içeren sağlık mevzuatı ile birlikte incelenmesi gereklidir.

Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik’te bu hizmetin verildiği sağlık kuruluşlarının türleri ve nasıl kurulabilecekleri açıklanmıştır. Buna göre hem diş sağlığı merkezleri, hem de diş poliklinikleri birden fazla dişhekimi tarafından müşterek olarak kurulabilir. Dolayısıyla, tek pay sahipli anonim şirketlerin veya tek ortaklı limited şirketlerin, poliklinik ve diş sağlığı merkezi açması hukuken olanaklı görülmemektedir.

5. Yeni TTK hükümlerinde şirketlere getirilen bazı yükümlülüklerden poliklinik/ağız ve diş sağlığı merkezi bulunan Dişhekimleri de etkilenecek mi?
Yeni TTK şirketlere internet sitesi kurma zorunluluğu getirmiştir. Kanuna göre, mevcut şirketlerin 1 Temmuz 2013 tarihinden itibaren üç ay içerisinde internet sitelerini oluşturmaları gerekmektedir. İnternet sitelerinde ise, TTK 39. madde uyarınca, Şirketin sicil numarası, Ticaret Unvanı, İşletmenin Merkezi, Taahhüt edilen ve ödenen sermaye tutarı, Yönetim kurulu başkan ve üyeleri ile müdürlerin adları-soyadları gibi bilgilere yer vermeleri gerekmektedir. Bu yükümlülüğe aykırı davranan şirket yetkililerine hapis cezası ve adli para cezası verileceği düzenlenmektedir.

Ancak Kanun aynı zamanda internet sitesi oluşturma zorunluluğunun kapsamının sınırlarını tam olarak çizmemiş, denetime tabi olmayan sermaye şirketlerinin internet sitesi oluşturma zorunluluğuna tabi olmadığı, hangi şirketlerin denetime tabi olduğunu ise Bakanlar Kurulunun belirleyeceğini düzenlemiştir. Bakanlar Kurulu henüz konuya ilişkin bir karar ilan etmemiş olmakla birlikte, denetime tabi sermaye şirketlerinin sermaye miktarları, çalışan sayısı gibi ölçütler üzerinden belirleneceği düşünülmektedir.

Eğer Bakanlar Kurulunca belirlenecek ölçütlere göre, şirketlerce açılan Dişhekimleri tarafından açılan ağız ve diş sağlığı merkezleri ile poliklinikler açısından internet sitesi kurma zorunluluğu doğar ise, bu internet sitelerini oluştururken Dişhekimleri ve sağlık kuruluşları açısından getirilen reklam ve tanıtım esaslarına uymak gerekmektedir. Bu esaslara uyulmaması halinde internet sitelerinin sahipleri hakkında hukuki ve cezai sorumluluğun doğması söz konusu olabilecektir.

6. İktisadi işletmeler yönünden bir değişiklik söz konusu mudur?
Yeni TTK'nın 16. maddesinde, eski kanun yönünden dil sadeleştirmesine gidilmiş ve geçmişte" iktisadi işletme" olarak tanımlanan kavram,"ticari işletme" olarak kabul edilmiştir. Bunun yanı sıra, vakıfların da ticari işletme kurabileceği yönünde açık bir hüküm getirilmiştir.